Birleşmiş Milletler’in New York’taki genel kurul toplantısı, her zaman olduğu gibi dünya liderlerinin bir araya gelmesi ile yapılıyor. Adı üstünde; milletlerin toplanması ile, milletler adına, milletler için biraraya geliştir bu.. 

Öyle midir....gerçekten.... Şimdi bu soruyu irdeleyelim. Hem de bunu bazı liderlerin konuşmaları üzerinden yapmaya çalışalım:

BM’ye evsahipliği yapan Amerika’nın, artık çok da çiçeği burnunda olmayan başkanı Trump, nev’i şahsına münhasır tarzı ile konuştu. Kendi ifadesiyle “America first” yani “önce Amerika” demeye devam etti. “Devam etti” diyorum; zira bunu önceden de diyordu, şimdi de devam ediyor. Trump, seçime kendince selektif bir toplum oluşturma çağrısı üzerinden girmişti, oy istemişti ve sonunda da kazandı. Bu arada önce “Meksikalıları ve Müslümanları dışlamak” başta olmak üzere; kadınlar, sakatlar, şişmanlar, şunlar bunlar.. yani insanı insan yapan ve çoğu zaman da elinde olmayan sebeplerden dolayı varlığını tanımlayan ögeler üzerinden saldırdı. Buna rağmen, evet bence Amerikan toplumunun en temel değerlerinden olduğunu iddia ettiği davranış kodları, duruş ve kapsayıcılığın tam da muhalifi bir pozisyon ile bu seçimi kazandı. BM’de Trump’ı dinlerken, benim açımdan şu şaşırtıcı tavrı yakaladım. En azından kendinden önce gelenler grubundaki Reagan, baba Bush, Clinton, oğul Bush ve Obama’nın aksine, önceden ne söylüyorduysa onları söylemeye devam ediyordu. 

Önce Amerika. Bu, son derece kendini önceleyen, etrafında bulunanlar dahil olmak üzere hiçbir başka canlıyı görmeyen, sadece insan değil, Allahü Teala’nın yarattığı hiçbir canlıyı da tanımayan, kaale almayan -ki küresel ısınma konusunda, bütün itirazlara rağmen Paris antlaşmasını bir anda iptal etmiş olduğunu da hatırlatırım- Trump’ın bir yerde ne denli seçmenine vermiş olduğu sözleri tuttuğunun ispatı da oldu. 

O nedenle Trump’ın konuşması şaşırtmadı denebilir. Aynı şey İsrail Başbakanı Netenyahu için de söylenmeli. İran.. İran..  İran.. başka hiçbir şey yoktu. Adeta zaman içinde ışınlanmış milenyumun ilk yıllarına dönmüş, BM Güvenlik Konseyi’nde konuşan Colin Powell’i dinler gibi olduk. İran yerine Irak.. Tehdit aynı tehdit, dil ve keskinliği aynılık içeriyordu.

Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması! Şimdiye kadar o duvarların -ki ben de çok farklı bir Türkiye zamanında.. eski Türkiye’nin, vatandaşını yok etmek adına ezip geçmek istediği çok eski yıllarda.. o duvarlar arasında bulunmuş, o zamanki Türkiye yönetimi, ‘vay efendim nasıl olur da başörtülü bir kadın, bizim Meclisten attığımız bir kadın, bizim öfkemizi dindiremeyip vatandaşlıktan çıkarttığımız bir kadın, BM’de toplantıya davet edilir’ diye başbakanından parti başkanına kadar hop oturup hop kalkmıştı-  tarihte duyacağı en “tarihi” konuşmayı yaptı. 

Orası Birleşmiş Milletler’di. Adı üstünde milletlerin birleşmesi adına, ortak değerleri, insan olmanın gereği olan değerleri adına kurulmuştu. Ya da bize öyle mi “kabul ettirilmişti”... O zaman orada diğer devlet başkanları gibi “ben ben ben” demekten gayri biz demek gerekirdi. Birileri Arakan’daki bebeğin de İdlib’deki nenenin de sesi olacaktı. O da Türkiye’nin liderinden başka kimse değildi....

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.