Dünyaya hâkim olmaya değil, şahid olmaya gelmişiz. Yaşadığımız günlerin şahidleriyiz. Toplumu korkutanlar ile zamanı kokutanlar hep el ele. Kamusalı, yasalı ve ulusalı sermaye edinerek toplumda çıkarmışlar zelzele şiddetinde bir velvele. Rabbimiz uyarıyor: 

“Bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (şeriata itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.” (İsra Sûresi/ 16) 

Kendilerini Allah’ın inzal ettiği hükümlerle mukayyed görmeyen idareciler, zenginler, toplumsal zelzele davetçileridir. Adaleti ve hukukun üstünlüğünü esas almayan, yani Allah’ın inzal ettiği hükümlerle hükmetmeyen ve nizam-ı âlem hedefini devletin pusulası hâline getirmeyen hiçbir siyâsî sistemin; insanların ortak ihtiyaçlarını karşılaması mümkün olmadığı gibi, onların saadetine de vesile olması da mümkün değildir. Allah’ın inzal ettiği hükümleri hiçe sayan bütün sosyal ve siyasal sistemler, toplumsal zelzelenin işaretleridir. Kur’ân-ı Kerim’de yaşanan hadiselerin hem sebepleri, hem neticeleri (ibret almamız için) haber verilmiştir. Şeytanın askerlerine karşı; maslahata ve hikmete uygun mücadele verilmesinin zaruri olduğu da hatırlatılmıştır. Bu noktada zaaf gösteren ümmetlerin, değişik musibetlerle karşı-karşıya kalmalarının mukadder olduğu nassla haber verilmiştir: “Bir de öyle bir fitneden (fesaddan) sakının ki, o fitne içinizden yalnız zulmedenlere dokunmaz. (Bütün topluma sirâyet eder) Hem bilin ki Allah, şüphesiz azabı çetin olandır.” (El Enfâl Sûresi/25) Müslümanlar tarafından zulme ve zalimlere karşı gösterilen her gevşeklik, toplumsal zelzelelere çıkartılmış bir davetiye sayılır. Toplumsal zelzele; ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde hakkın ve hukukun hercü merce uğramasıdır.

Tarih çöplüğünde putlaşırken taşlar, ahlâk borsalarında kaybedildi savaşlar. Hayata fermuar oldu zorbalardan kalma yasalarla gelen yasaklar. El- Hak olan Allah’ın hükmü ve hâkimiyeti inkâr edilince ne insan kaldı ve ne de haklar. Şunu bilelim ki; hükümde, hâkimiyette, hukukta, siyasette, ticarette bağlayıcı olmuyorsa Allah inancı. Toplumsal hayatta dinmez hiçbir sancı! İman hayata amir olmayınca devam eder insanlardaki ilahlaşma yarışı. İman hayata amir olursa Kur’ân’la sağlanır insanlığın toplumsal barışı!

Türkiye’de hilafetin ilgasıyla birlikte resmi ideoloji din diye dayatılmıştır. Resmi ideolojiyi ‘sivil din’ hâline getiren seküler-lâik aydınların; Anayasa değişikliğini bahane ederek devlet, siyâsî rejim ve hükümet sistemleri meselesinde değişik demagojileri ön plâna çıkardıkları malûmdur. Bilindiği gibi 1921 Anayasası müstesna, bütün Anayasa metinleri askeri darbe dönemlerinde hazırlanmıştır ve ‘ihtilâl sözleşmesi’ hükmündedir. 27 Mayıs Askeri Darbesi’nden sonra hazırlanan ihtilâl sözleşmesinde; daha önceki Anayasada yer alan “egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir” hükmü, şekil olarak muhafaza edilmiştir. Ancak egemenlik hakkı, fiilen sivil ve asker bürokratlara tahsis edilmiştir. Bunun getirdiği fitne ve fesadın neticelerini iyi tahlil etmek gerekir. Allah’ın mülkünde “ihtilal sözleşmesi” hükmündeki anayasa metinlerini Allah’ın dininin yerine ve önüne geçirmek, toplumsal fitne ve fesadı çoğaltmaktır. Haksızlığın, hukuksuzluğun aleni bir şekilde işlendiği bir ülkede sessiz ve tepkisiz kalmak, fitne ve fesadı çoğaltanlardan olmaktır. 

“İhtilal sözleşmesi” hükmündeki anayasa metinlerine son vermek, putlardan medet uman putperest kavimleri putlara tapmaktan vazgeçirmek gibidir.

Müslümanların yaşadıkları bir ülkede “ihtilal sözleşmesi” hükmündeki anayasa metinlerini yürürlükte tutmak ve yürürlükte kalması için çalışmak, sahte ilahlık davasında bulunan firavunları alkışlamaktır, ümmeti unutup ulusal olanı tutmaktır.

Ümmeti unutanların unutulmaz nutukları ulusal. Hilafeti ilga ettikleri günden bu yana 80 yıldır biz Müslümanlara kabul ettirmeye çalıştıkları devrim denilen masal. Kamusal ve ulusal yalanlarla yetiştirilen bir avuç putçu azlık yolumuzu tutmuş. Özledikleri ve armağan ettikleri toplum modeli; Necip Fazıl’ın ifadesiyle “kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş!” Meydanlarda bunu savunuyor birkaç malumatfuruş.

Kişide varsa iman ruhu. Asla ve kat’a af etmez Müslüman halkın değerlerini devrim denilen masal uğruna yok etmeye çalışan güruhu! 

Müslüman kalmak ve Müslüman olarak ölmek istiyorsan bilecek ve inanacaksın ki; etinle, kemiğinle imanın malısın. Tağutların, Nemrudların senin yoluna koyduğu kanun kayalarını aşmalısın!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.