Yıllar önce bir yurdun abdest alma bölümünde gördüğüm şu ibare oldukça dikkat çekiciydi: Lütfen suya sabuna dokunun! Okuyunca gayr-i ihtiyari gülümsedim. Çünkü o zamana kadar hep suya sabuna dokunmamamız gerektiği telkin ediliyordu. Oysa temiz olmak için suya sabuna dokunmak gerekiyordu.

Suya sabuna dokunmadığımız zamanlar kirli kalma ihtimalimiz daha fazla oluyor.
Toplum olarak o kadar kronik sorunlarla karşı karşıyız ki, neredeyse bunları suya sabuna dokunmadan temizleyebilme imkânımız yok. Suya sabuna dokunmaktan çekindiğimizde, sorunun çözümü noktasında atılması gereken adımı atmamış, üzerimize düşen sorumluluğu tam anlamıyla yerine getirmemiş oluruz. Böylece hem mevcut sorun varlığını devam ettirmiş olur hem de bu sorundan olumsuz etkilenenler olarak bizler de kirli kalmış oluruz.

Eğitim öğretimde yeni bir döneme daha başladık. Hepimiz için hayırlı olsun. Ancak suya sabuna dokunulması gereken önemli konulardan biri de bu. Temel meselelerimizden biri. Kronik meselelerimizden biri. Neme lazımcı davranamayacağımız meselelerden biri. Her koyun kendi bacağından asılsa da, bu hiçbir şekilde çevresini kirletmesine mani olmuyor. Eğitim tezgâhından geçmiş her çocuk, sosyal hayatın içerisinde bir şekilde bize dokunabiliyor. Bu bile bizim suya sabuna dokunmaktan kaçınmamamız gerektiğini gösteriyor.


Cumhuriyet tarihi ile birlikte, sosyal hayatın diğer alanlarında olduğu gibi, eğitim alanında da köklü değişiklikler yapıldı. Ve her ulus devlette olduğu gibi devlet, yetiştirmek istediği insan tipine uygun olarak eğitimi tüm altyapısıyla kurguladı. Müfredatını buna göre oluşturdu. Eğitimcilerini bu doğrultuda yetiştirdi. Sonuçta kendi kültürel geçmişinden kopmuş ve fakat Batı kültürüyle de bütünleşememiş nesiller yetişti.
Geldiğimiz nokta, aslında hiç de arzu ettiğimiz nokta değil. Çünkü hâlâ hemen her alanla ilgili olarak herkes, ‘eğitim şart’ diyor. Ahlaki yozlaşmada eğitim şart, kültürel yozlaşmada eğitim şart, sanatsal yozlaşmada eğitim şart, mesleki yozlaşmada eğitim şart.
Eğitim şart, çünkü eğitim toplumu şekillendiren en güçlü yapı.

Ancak, tarihsel arka planımız devlet millet çatışmasıyla dolu olduğu için, huzurlu bir toplumsal yapıyı neticelendirebilecek bir eğitim sistemi inşa edilemedi. Devlet, kendisine hizmet edecek bireyler yetiştirme kaygısıyla eğitimi şekillendirdi. Halk, kendi geleneğini ve varlığını koruyabilme endişesiyle hep bir mücadele içerisinde oldu. Ve sonuç itibariyle, derinliği olan bir eğitim yapısı inşa edilemedi. Bu yüzden kronik sorunlar arasına hatta belki de kronik sorunların en başına eğitim sistemi yerleşti.


21. yüzyılın başından itibaren halkıyla daha barışık bir iktidar anlayışı hâkim oldu ülkemizde. Kronikleşmiş onlarca soruna neşter vuruldu. Lakin en temel meselelerden biri olan eğitim yapısı, yine de sistemli bir çözüme kavuşturulamadı.
Eğitim sistemi, ya mevcut sistemin yamanmasıyla değişebilir ya da yeniden bir sistemin inşa edilmesiyle. Mevcut sistemin tamiri ya da yamanması, sistemin kurgusunda önemli değişiklikler oluşturmayacağı için şimdiye kadar beklenilen faydayı vermedi. Çok zaman kaybedildi. Artık toplumun temel kültürel dokusuna uygun, ‘Yaratan Rabbin adıyla’ kendini, hayatı ve eşyayı okuyabilecek insan yetiştirme imkânı sunabilen bir sistemin baştan kurgulanması gerekiyor.

Bu da suya sabuna dokunmadan olmayacaktır.
Yeni bir yazıda beraber olmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.