Son zamanlarda söz verdiği halde sözünde durmayanların sayısı bir hayli fazlalaştı.
Eskilerin deyimiyle ‘ahde vefa’ kalmadı.
Kültürümüze ve inançlarımıza göre söz vermek, verdiği sözde durmak, yaptığı her işte ve anlaşmada sadık kalmak ‘ahde vefa’dır. Yani, özü ve sözü bir olmaktır.
Belki de insanı insan yapan en önemli hususlardan biridir ahde vefa…
“Ahde vefa”,  ne yazık ki aldatarak maddi çıkar sağlamak için kullanılır oldu.
Yıllarca sizi aramayan menfaatperestler menfaatleri gereği sizinle karşılaştığında sitem dolu sözlerle sizleri suçlarcasına laflar eder, kıvama getirmeye çalışır, kıvama geldiğinizi anladığı an ağzından baklayı çıkarır ve sizin yardımınıza ihtiyacı olduğunu söyler.
Örnek olarak bankadan kredi çekeceğini, bunun için sizin atacağınız bir formalite imzanıza ihtiyacı olduğunu, borcunu son kuruşuna kadar ödeyeceğini yemin ederek söyler.
 Ola ki aldanır da kefil olmaya kalkarsanız yandığınızın resmidir.
İmzanızla aldığı parayı son kuruşuna kadar tıpış tıpış ödeyeceksiniz demektir.
Adamla iş yaptırmak için anlaşıyor gerekirse sözleşme imzalıyorsunuz.
İş karşılığında ödeyeceğiniz para çoksa ve cüzi bir ödeme yapmışsanız karşınızdaki kişi herhangi bir sorun çıkarmadan söz verdiği işi yapıyor.
Eğer yanılır da ücreti peşin öderseniz yapılacak işten hayır beklemeyin.
Ya o iş, anlaştığınız şekilde yapılmaz ya da işi üstlenen kişi, işi yokuşa sürerek sizi iş için anlaştığınıza, anlaşacağınıza bin pişman eder.
Bazıları da sizin inanç yapınızı inceler ve bu özelliğinizi kullanmaya kalkar. Karşınızdaki bu üçkâğıtçı üzerinde inançlı birisi olarak iz bıraktıysanız, her iş ve işlem için besmeleler çeker, Allah’ın adını çokça anar. Kutsal değerlerinizi üç kuruşluk menfaati için kullanır.
Sizi böylece aldattığını sanır ama Allah’ın adını üç kuruşluk maddi çıkarı için kullandığından dolayı, asıl kaybedenin kendisi olduğunu aklının köşesinden bile geçirmez.
Bu yazıyı yazarken çocukluğumdaki ilkokul ders kitabında olan bir okuma parçası aklıma geldi. Bu parça bende derin bir iz bırakmış olmalı ki unutmamışım.
Okuma metni şöyleydi:
“ Siraküza Kralının adaletsiz uygulamalarına karşı çıkan genç, krala suikast düzenler. Ancak amacına ulaşamadan yakalanır ve idam cezasına çarptırılır. Zindanda idam gününü bekleyen gence, kız kardeşinin evleneceği haberi gelir. ( Öykünün bazı versiyonlarında özlediği annesini görmek istediğini söyler ve annesini görmeye gider.) Genç, Krala haber gönderir, durumu açıklar. Kız kardeşinin mutlu gününde bulunmak istediğini belirtir; düğünden sonra geri döneceğine ve idamını bekleyeceğine söz verir. Siraküza kralı, yerine birisini bırakması ve üç gün içinde dönmesi koşuluyla talebini kabul edeceğini bildirir.
Arkadaşı, suikastçı gencin yerine zindana girer; kız kardeşinin düğününe giden gencin idam gününe kadar döneceğinden kuşkusu yoktur.
Genç, büyük bir hızla Sirakuza'dan, Mora yarımadasındaki köyüne gider ve kız kardeşinin düğününü yaptıktan sonra dönmek zorunda olduğunu açıklar. Annesi gözyaşlarıyla onu uğurlar, ama geri dönüş yolunda büyük zorluklar beklemektedir kendisini.
Gemi büyük bir fırtınaya yakalanır, karaya çıkınca, kasırga, yağmur, çamur alabildiğine hızını artırır, taşan ırmaklarda sürüklenir, azgın sellere kapılır, canını zor kurtarır ve gün batımına doğru tepeleri aşarak, kent meydanına güç bela ulaşabildiğinde, arkadaşı idam edilmek üzeredir.
Uğultular arasında kalabalığı yararak, elini kaldıran krala 'GELDİM!' diye haykırır.
Sözünü tutmuş arkadaşı da kurtulmuştur. Kral büyük bir şaşkınlık içinde kalabalığa; ‘ Bugün, arkadaşlığın ne demek olduğunu öğrendik!’ der.”
Kalın sağlıcakla.
09.02.2018
Gürbüz Battal
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.