Müslümanlar olarak büyük önem atfettiğimiz Ramazan Ayına bir kez daha eriştik. Ramazan, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı. Yani 83 yıldan. Dolu dolu ve ruhuna uygun bir şekilde idrak etmek gerek. Ancak durumun çok da böyle olmadığını üzülerek belirtmek lazım. En basitinden, Allah'ın yasakladığı müsrifliğin bu ayda, iftarda ve sahurda, hem de abartılı bir şekilde gerçekleştirildiğine şahit oluyoruz. Hâlbuki yüce Rabbimiz, küçük büyük ayırmaksızın israfın her türlüsünü haram kılmıştır. Gereksiz, amaçsız ve yararsız yere mal, zaman ve benzeri harcamalar yapılmasına ve tutumsuz davranışlarda bulunulmasını yasaklamıştır.

Birçok yerel yönetimin, devlet erkânının, zenginin, STK'ların asli görevleriyle ilgili eksik bıraktıkları onca şey varken, iftar sonrası hem de Ramazan'ın ruhuna çok fazla uymayan eğlenceler dolayısıyla sanatçılara yaptıkları harcamalardan ve bunun bir gelenek haline getirilmesinden bahsetmeyeceğim. Bu para ve zaman israfının hesabı elbette kolay kolay verilemez. Fakir fukarayı on bir ay düşünmeyip iftar veriyorum reklamlarına alet etmek akıl karı değildir.

Bu yazımızda kısmen de olsa medyanın Ramazan karşısındaki duruşunu irdelemeye çalışacağım. 
Seküler medya, her iyinin içini boşaltıp kötünün emrine sunduğu gibi Ramazan ayını da aynı şekilde manipüle etmeye çalışıyor. Sezai Karakoç'un 'Dünya içinde ahirete bir aylığına müslümanların toptan hicreti gibidir' diye nitelendirdiği mübarek Ramazan ayı medya tarafından, kilo verme, açlıkla mücadele, mükellef iftar sofraları, eğlenceler, masallar başlıklarıyla parlatılıyor. Bütün bir sene boyunca akla hayale gelmeyecek türlü pisliklerin mekanı olan TV kanalları, bu ayda nifaka hizmet için renk değiştirmekte, bir anda Allah Kitap aşkı had safhaya çıkmakta, bunu yaparken yine olmadık rakamlarla kiraladıkları hocaları kullanıp, hikayeleştirdikleri dini, masal tadında ve bir zamanlar çocuklara yönelik olarak yayınlanan “uykudan önce” programı formatında halka ulaştırmakta, bütün bir yılını günahla geçirmiş olduğu için vicdanıyla mücadele edenlerin, kendilerini rahat hissetmelerini sağlamaktadırlar.

Bu da yetmiyormuş gibi, her ramazanda diyet veya iftar programları tertipleyen seküler medya, Ramazanı iftar sofralarıyla eşleştirip, kimliğini yitirmesi için uğraşmaktadırlar. İftarda hangi yemeklerin yapılabileceğini, sahurda nasıl beslenilmesi gerektiğini, susuzluğa karşı nelerin yapılabileceğini, Ramazan'da kilo vermenin yollarını bir ay boyunca açıklayan ve halkı bilgilendiren bu kanallar, aç kalmış ruhların ve çöle düşmüş fıtratın derdine derman olacak tek bir sözün söylenmesine veya yayılmasına müsaade etmemektedirler. . Bunlar Ramazanın örf, adet ve gelenek sınırını aşmayan bir ay olması için olanca güçleri ile çaba sarf ederler ve Ramazan'ı bir kiyl-u kal seviyesinde takdim etmeye çalışırlar. Bunlara kanıp da Ramazanı bu şekilde geçirenlerin, ne yazık ki Ramazan'dan zerrece nasibi olmaz. Zira nice oruç tutan kimsenin oruçtan nasibi, açlık ve susuzluktur. Nice gece ibadete kalkan kimsenin kalkmaktan nasibi sadece ve sadece uykusuzluktur.

Temelleri halkın millî-manevî değerleriyle “barış” içinde atılmamış olan medya unsurları Ramazan ayında bu ayın şekline bürünüyor ama ruhuna erişemiyor, bedenini gösteriyor ama manasını yansıtamıyor.

Ramazanın o ince ve derin muhabbetine erişebilmek dileğiyle hayırlı Ramazanlar.

Yeni bir yazıda buluşmak üzere Allaha emanet olunuz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.