Askeri darbeler, vesayetçi kurumların zinde güçleridir. Askeri darbeler, darbeyi yapanların dışında kalan herkese yapılan işkencelerdir. Askeri darbelere karşı sessiz ve tepkisiz kalmak, firavunların sayılarını çoğaltmaktır.

Askeri darbeler; hukukun üstünlüğüne inanmayanların kaba kuvvetle üstünlerin hukukunu oluşturma savaşıdır.

Askeri darbeler; insanlığa, onura, hürriyete, hür iradeye yapılan saldırılardır. İnsanların hür iradelerini hiçe sayarak insanların hayatlarını beşikten mezara kadar kendi iradelerine bağlamaya çalışanlar, bihakkın firavunlaşanlardır. 

Askeri darbeler, devletin insanileşmesine karşı çıkarak devleti ilahlaştırmaya çalışanların boyun eğme ve boyun eğdirme alışkanlıklarıdır.

Darbeciler, bu asrın Ebreheleridir. Ebrehe fillerden meydana gelmiş olan ordusuyla birlikte Allah’ın evi olan Kâbe’yi yıkmak için yola çıkmıştı. Darbeciler de, tanklarıyla, uçaklarıyla, uçaksavarlarıyla, bombalarıyla Allah’ın binası olan insanı yok etmek için ayaklandılar. Masum bir insanı öldürmekle Kâbe’yi yıkmak eşdeğerdir. Darbecilerin akıbeti, Ebrehelerin akıbeti gibidir. Rabbimiz buyuruyor:

 

“Görmedin mi Rabbin ne yaptı fil sahiplerine!
Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? 
Üzerlerine Ebabil/sürü sürü kuşlar saldı. 
Onlara balçıktan pişirilmiş sert taşlar atıyorlardı. 
Derken onları, yenilmiş ekin yaprağı gibi kılıverdi.”
 (Fil Sûresi/ 1-5)

 

Bu sûre, Firavunlara, Ebreheler ve Darbecilere karşı direnenlerin kuvvet kaynağıdır. Mü’minlere kıyamete kadar Allah desteğini, kâfirlere de dünya ve ukbâ azabını, helâkini gündeme getiren bir sûre. Bu sûrede özetle Allah’la, Allah’ın âyetleriyle, Allah’ın yasaları ve sistemiyle savaşa tutuşan, Allah’ın yeryüzünde en büyük âyetlerinden birisi olan Kâbe’yi yıkmak, yok etmek böylece yeryüzünde Allah’a kulluk sembolünü silip süpürerek Allah’a kulluğu bitirmek isteyen azgın bir insanın, şımarık bir tâğutun filler desteğindeki güçlü ordusuna karşı, yaratıklarının en zayıfı olan kuşlarla Rabbimizin gerçekleştirdiği bir operasyonun gündeme getirilerek Allah’ın gücünün, kudretinin ortaya konulduğunu görüyoruz. Böylece kıyamete kadar Allah düşmanlarına, din düşmanlarına en büyük ders, yine Allah dostlarına da en büyük destek söz konusu ediliyor. Bu dünyada Allah’tan destek görenler, Kur’ân’ın dersini yerine getirenlerdir.

Kur’ân’ın en önemli derslerinden birisi de, Allah’ın mülkünde Allah yokmuş gibi hareket eden canilere, conilere karşı direnmektir. 

Genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise ülkemizde Karafiller devrinden Ebabillerin devrine geçişin sancıları yaşanıyor. Eskiden darbelerle ezanlar susturulurdu, şimdi ezanlar darbeleri susturuyor!

Ezanlar darbeleri susturuyor diye Musa’lar asalarını ellerinden bırakma gafletine düşmemelidirler. Firavunların egemen oldukları bir dünyada asalarını yanlarına almadan dolaşan Musa’lar, firavunların iştahlarını artırırlar. 

Darbeciler, kendilerinden başka insan yokmuş gibi hareket eden canilerdir. “Cinayete ses çıkarmayan, caninin suç ortağıdır.” Darbelere, darbecilere karşı çıkmak, ben insanım diyen herkesin görevidir. Darbecilere karşı Kelime-i Tevhid’in başındaki “La”nın bir gereği olarak meydanlara inip direnirken darbeciler tarafından öldürülen Müslümanlar, Demokrasi’nin değil, İslâm’ın şehidleridir. “Demokrasi şehidi” diye bir tabir Müslümanların inanç lügatlerinde yoktur. İslâm’da şehidlik meselesi hassastır, yanlışlığı kaldırmaz.

Askeri darbeler; cehennemin bu dünyadaki dehlizleridir. Bu dehlizlere girenler, her gün cayır cayır yananlar. 

Askeri darbelerin hedefi; insanları kimliksiz, kişiliksiz, kabiliyetsiz, liyakatsiz kılarak muazzam bir tımarhaneye dönüştürmektir. Darbecilerle beraber yaşamak, canavarlarla dolu bir ormanda yaşamak gibidir.

Firavunlara, Nemrudlara karşı olan kin ve nefretimiz, darbeciler karşısındaki en büyük sermayemizdir. Firavunlara olan nefretimizi zayi etmeyelim. Bugün darbecilere karşı direnmeyenler, yarınlarını şimdiden Firavunlara teslim edenlerdir.

Yarınların başına serbestçe geçmeyi garantileyenler, bugün rahatlarından vazgeçenlerdir. Mektebinde şehadet olan bir ümmetin hayatında esaret olmaz.

Kalben iman ederek, “Allahû Ekber” diyen bir kimse, Firavunların kibrini çekemez. Ancak Mecnun olmayana Leyla görünmez. Musa’lar ellerinde asalarıyla birlikte meydanlara inmedikçe Firavunlar ölmez. Şayet istiyorsak darbeciler mezarlarda kalsın, kıyam bizim ruhlarımızı sarsın. Biz “el- Hak” tan gelmiş olan hukuka inanmış ve teslim olanlar, izbelerde saklanarak, sokaklarda dilenerek değil, meydanlarda direnerek var oluruz. Meydanlardaki direnişimiz de hak ve hukukla mukayyeddir.

Fil sûresini fıkhetmeye çalışalım. Fil sûresi, minik minik kuşların kocaman filleri nasıl yendiğini bize anlatan bir suredir. Müslümanlar tarihinde bir bilge çocuğuna şöyle nasihat eder: “Şu hayatta kendini ne zaman kuşlar gibi küçük ve savunmasız hissedersen hemen Fil suresini hatırla. Biz de büyük ya da güçlü olan kazanmaz oğul! Allah (c.c) kimin yanındaysa o kazanır. Bizde imkânsız diye bir şey de yoktur. Kûn fe yekûn vardır! Çünkü O (c.c) ol der ve olur.. Biz de kuşlar filleri yener.”

“Kuşların Filleri yenebileceğine inanmıyorsan niçin Fil suresini okuyorsun?”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.