Haber 7'nin engel tanımayan yazılımcısı
 Mehmet Can Belören'in röportajı

Bu söyleşimizde kendi     ciddi   imza atan engelli   kardeşimizi  ediyoruz. Zonguldak'ta sıfır     çıkan, sonrasında kendini   bugün sektörde önemli   imza atmış biri olan Abdullah Tekin, inanıyoruz ki, engelli engelsiz pek çok   için önemli   ilham kaynağı ve   hikâyesini ihtiva eden bu söyleşi de pek çok tereddütte kalmış kardeşimize   gösterecektir.

“Aslında en   engel kendimiziz!” diyen Tekin'in     sıradışı hikayesi:

Abdullah Bey, öncelikle bize kendinizden ve   bahsedebilir misiniz?

Zonguldaklıyım ve 1981 doğumluyum.   doğmaz ortopedik   eklem rahatsızlığı olan "Artrogripozis Multiplex Konjenita" tanısıyla "engelli" sıfatına sahip oldum.  köşelerindeki o sancılı dönemleri sadece hayal gibi hatırlıyorum. Beş kez, “Sol Ayağım” filmini anımsatırcasına, "sol bacağım"dan operasyon geçirmeme rağmen, o dönemin teknolojisi ile bir olumlu bir sonuç elde edilememiş. Şu an ev gibi kısa mesafeler olan yerlerde koltuk değneği kullanıyorum, fakat dışarıda tekerlekli sandalye ile dolaşmaktayım.

Bu süreçte yaşadığınız sıkıntılardan bahsedebilir misiniz? Örneğin, engelli olmanın sizi diğer insanlardan ayıran önemli bir farkını hissettiniz mi?

Yaş ilerledikçe ve bazı şeyleri daha iyi anlamaya başladıkça insan kendisinin farklı ya da özel bir kişilik olduğunu anlıyor. İlk etapta ilkokul yıllarında insanların farklı bakışlarını seziyorsunuz. "Ötekileştirme" dediğimiz olay. Genelde bunu bilinçsiz kesim yapmaktaydı. Sonuçta farklı birisiniz ve uzaylı görmüşçesine bakışlarının size nüfuz etmesi normaldi aslında. Ancak küçük yaştaki bir çocuğun psikolojik olarak bunları yaşaması her açıdan sıkıntılıydı. Fiziksel olarak diğer insanlardan biraz daha farklı olduğunuzun bilincine varmak kendi kendinizi "Ben neyim? Kimim? Niye böyleyim?" şeklinde sorgulamaya sebep oluyordu. Bu süreçte biraz tecrübe kazandım, insanların aşağıdan yukarıya doğru süzmelerine karşı misilleme yaparak, yani karşı bakış atarak psikolojik olarak üstünlük sağladığımı düşünüyordum. Bu sayede kendimce artık şu mesajı vermekteydim: "Ne var kardeşim, anormal bir şey mi gördün?" Evet, hep böyle düşündüm o inatçı bakışlarımı atarken... Ve şaşırtıcıdır ki, insanlar artık mesajı alıyordu. Utanıp kendilerine ders çıkarmaktaydılar. Ama bu aşamada ben halen sessiz moddaydım. Duygularımı ifade etmeye henüz cesaretim yoktu.

Arkadaşlarınızla ilişkileriniz nasıldı? Sonuçta bir mahalledesiniz ve oyun oynadığınız kişiler var mıydı?

Evet, o yıllarda tek eğlendiğim yer mahallemizdi. Burada sokakta üç tekerlekli bisikletimle özgürce hareket edebiliyor, oyunlar oynuyor ve arkadaşlarımla sohbet edebiliyordum. Mahalle arkadaşlarım bana asla farklı biri muamelesi yapmadılar ve bunun için onlara gerçek bir teşekkür borçluyum. Buna ek olarak bana her zaman destek oldular, ötekileştirme yapmayarak normal biri olduğumu hissettirdiler. Bu yaklaşımlar bende pozitif sonuçlara sebep oldu, sağlam düşünebilme ve zekâmı kullanabilme fırsatını verdi. Sonuç olarak artık sınıfta "güzel yazı" dersinde yazılarım panoya asılıyor, yakama kırmızı kurdeleler takılıyor, öğretmenimizin zeki öğrenciler olarak gruplandırdığı sıralarda oturuyordum.

Sanırım bugün bilişim dünyasının içinde olmanızı herhalde bilgisayarla erken tanışmanıza borçlusunuz. Peki, bilgisayarların dünyasına ilk nasıl adım attınız?

Hayatımın en önemli dönüm noktası ilkokul üçüncü sınıfta gerçekleşti. Bir kış günü, babamın da teknolojiye olan merakı sayesinde eve bir zamanların efsanevi bilgisayarı "Commodore 64" alındı. O dönemler, 1989 yılında orta gelirli bir işçi çocuğu için bilgisayarla tanışmak demek Everest'e tırmanmak gibi bir durumdu.  Bilgisayar kutudan çıkarken ve kurulumu yapılırken o duygu bambaşka oluyordu, çok iyi hatırlıyorum. Kendimi farklı bir dünyada bulmuştum. Artık karşımda tamamıyla benim hükmedebileceğim bir makina bulunuyordu. Ve bu makina ile beş yıl boyunca hem oyun oynadım, hem de kullanma kılavuzundaki programlama dillerini uygulayarak çeşitli programcıklar yazdım. Bunlardan aklımda kalanlardan en önemlisi, "zar atma” yazılımıdır. Şu andaki mesleğimin başlangıç noktası da bu hadisedir.

Ortaokulda okul çıkışlarında iki saat boyunca özel bir firmanın verdiği bilgisayar kursuna gitmiştim. Kurstaki bilgisayarlar Commodore değil PC idi. Windows kullanıcısının Linux'a geçmesi gibi bir durum söz konusuydu. Commodore'da edinilen tecrübe ve üstüne PC bilgisi olunca artık terfi etme zamanı gelmişti. Aileme bu durumu anlattım ve bir süre sonra artık PC benimdi. Donanım özellikleri şaşırtıcı hızdaydı: 120 MB HDD, 256KB Ram, Windows 3.1 İşletim Sistemi.  :)

Bundan sonraki süreçte eğitiminiz nasıl ilerledi? Eğitiminizi tamamlamak konusunda da ciddi bir gayret sarf ettiniz sanırım?

Evet, eğitimime devam etmek, hem kişisel gelişimim, hem de sosyal bağlantılarımı güçlendirmek anlamında çok önemliydi benim için. Lise eğitimimi Zonguldak Kozlu Lisesi Fen bölümünde, üniversiteyi eğitimimi ise Anadolu Üniversitesi Açıköğretim İşletme Bölümü'nde tamamladım. Üniversite eğitimi döneminin pek cazip geçtiği söylenemez. Lisede sayısalcı olup üniversitede sözel okuma zorluğu ve içimdeki bilgisayar sevdası sebebiyle derslerimi hep aksatıyordum ve bu yüzden sınavlara girmediğim için bir sene sınıfta kaldım. Fakat bu gecikme bana iyi bir ders oldu ve diğer seneleri azimle çalışarak başarıyla geçtim, sonunda mezun oldum.

Ve sonrası internet sanırım. Asıl gelişiminizde internet ciddi olarak yer almış olmalı.

Doğru. Hayatımın diğer bir dönüm noktası ise internet ile tanışmamdı. 1999 yılıydı ve liseyi yeni bitirmiştim. Gün boyunca vakittim genelde evde geçiyordu. Bilgisayarın kendisinin oyun ve eğlenceden başka bir işe yaramadığını fark ettim. Artık daha farklı bir şeylere ihtiyacım vardı.  Vakit kaybetmeden hemen bir 56K modem satın aldım, bir de üstüne internet paketi... Bağlanırken o müthiş faks sesini duymak müthiş bir duyguydu, bilenler hatırlayacaktır. Sanki fantastik filmlerdeki farklı boyutlara geçilen tünelin içindeymiş hissi uyandırırdı bende sürekli. İlk zamanlar sürekli chat (sohbet) amaçlı kullandım. Şimdiki gibi Facebook, MSN filan yok, konuşabileceğiniz insan bulmak dahi çok zor. Allah'tandır ki çok iyi arkadaşlar edindim ve bunlar hep aynı benim gibi içinde bilgisayar sevgisi olan, meraklı ve zeki kişilerdi.

Bu böyle bir süre devam etti, ama artık chat yapmaktan da sıkılmıştım. Farklı bir şeyler yapmalıydım. "Web sitesi yapmak!" fikri doğdu birden. İçinde gezip dolaştığın bunca sitenin birinin de mimarı "ben" olmalıydım! Hemen yeni tanıştığım ve bilgisayar mühendisliğinde okuyan bir arkadaşımdan bu işi nasıl yapabileceğimi sordum. O da seve seve bana bu konuda akıl hocalığı yapmaya başladı.

Derken FTP, HTML, Dreamweaver gibi terim ve programlarla tanıştım ve öğrendim. İlk HTML sayfamı hazırlayarak ücretsiz bir hostingte yayınlamıştım. Bu benim için Einstein olmak gibi bir şeydi. Çok heyecanlıydı, bir an dünyayı ele geçirdiğimi bile düşündüm. Fakat daha yolun başındaydım, bunun da farkındaydım.

Başlangıç noktası son derece güzel ilerlemiş. Ama başlayıp sonunu getirmek daha mühim, pek çok insanın yapamadığı da budur zaten. Asıl olarak sonrasında kendinizi geliştirmeniz, bunu sürdürmeniz nasıl oldu?

Bence işin mantığını kaptıktan sonra gerisi kolay, işin mantığı hepsinin özüdür. Öncelikle diğer insanlardan daha eksik yönlerim olduğunun farkındaydım ve bunları aşmak benim için hepsinden daha önemliydi. Kendimi bu konuda geliştirerek belli bir seviyeye ulaşmak da bunun bir parçasıydı. Bu nedenle statik HTML' in yetersiz olduğunu anlamam uzun sürmedi, dinamik olması gerektiği kanaatine ulaştım ve sonrasında CGI & PERL adında bir programlama dili ile tanıştım. Fakat bu da beni tam olarak tatmin etmemişti. Daha esnek ve kullanılabilir, hızlı bir dille tanışmalıydım. O sıralar bir bilgisayar dergisinde ek olarak verilen, sektördeki hemen herkesin mutlaka tanıdığı bir isim olan Hakkı Öcal tarafından yazılan "PHP" kitapçığını su gibi içtiğimde artık yapmam gerekeni biliyordum.

PHP, web sitelerinin dinamik olmasını sağlayan bir programlama diliydi. Bu okyanusta yüzmenin sonu yoktu. Statik siteler yerine artık daha dinamik siteler yapabiliyordum.

PHP programlama dilini öğrendikten sonra neler geliştirdiniz? Bir de o zamanlar Türkiye'de internetin ilk yılları olduğundan kaynak yok denecek azdı , bu süreci nasıl aştınız?

İrili ufaklı web siteleri hazırlayarak başladım. Hazır sistemleri deneme yanılma yöntemi ile kullanarak belirli bir mesafe katettim. Belirttiğiniz gibi kaynak yok denecek kadar azdı, bu nedenle de yabancı kaynaklardan bol bol istifade etmem gerekti. Ancak, bu kaynak sıkıntısı 2002 yılında arkadaşım Siraceddin El beraber bizi bilgisayara gönül vermiş genç arkadaşlara hitaben Sanalkurs adında ücretsiz bir eğitim portalı kurmaya sevk etti. Burada bilgilerimiz paylaşarak Türkçe kaynak eğitimler yayınladık. Sonrasında bize tanımadığımız pek çok kişi katıldı ve Sanalkurs 10 yıldır istikrarlı bir şekilde devam etti, hala devam ediyor. Ben de halen bu platformda "bilgi paylaştıkça çoğalır" mantığı ile hareket ederek yazılım dersleri yayınlıyorum. Sanalkurs çatısı altında pek çok üniversitede bilişim programlarına yönelik seminerler verdik ve inanılmaz ilgi ile karşılandı bu girişimlerimiz.

Şu an sanırım bu çizgiyi biraz daha yukarı taşıdınız ve haber yazılımları üreten TE Bilişim'le devam ediyorsunuz. Biz de bu vesileyle sizi Haber7 yazılımını yapan TE Bilişim ekibinde tanımış olduk.

Evet, bir taraftan bu projeyi sürdürürken diğer taraftan da uzun yıllar önce yine IRC platformunda tanışmış olduğum Asım Ekinci ile TE BİLİŞİM'in temellerini attık. TE Bilişim şirketine bağlı olarak 2007 yılında ilk "haber yazılımı" projesini gerçekleştirdik. İlk zamanlar kısıtlı bilgi düzeyi ile sistem de doğal olarak sınırlı bir seviyedeydi. Kullanıcılardan gelen talepler ve geri bildirimler arttıkça kat ettiğimiz mesafe de o nispette arttı ve sistemi tüm ihtiyaçlara cevap verecek şekilde geliştirdik. Pek çok haber sitesinin alt yapısını kurmak ve yüzlerce platforma bu haber sistemini entegre etmek bizlerin bu sahadaki tecrübesini ve kalitesini de olumlu anlamda etkiledi. Elde ettiğimiz başarılar sayesinde Haber7 ekibi ile tanıştık. Haber7.com sitesini baştan sonra sistematik bir şekilde yeniledik ve yeni portallar için son derece gelişmiş bir alt yapı hazırladık. Bu süreçte bizlere desteklerini esirgemeyen Haber7 Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Erdoğan ve ekibine teşekkürü bir borç biliyorum.

Görüldüğü kadarıyla pek çok engeli aşarak son derece önemli bir mesafe kat etmiş biri olarak karşımızdasınız. Kendi arabanızı kullanıyor, sevdiğiniz işi yapıyorsunuz.

Şu bir gerçek ki, kader çizgimdeki kayda değer noktalardan biri ehliyetimin ve arabamın olması idi. Küçük yaşlarda arabalara olan özel ilgimden olsa gerek, 4 yaşımdayken bile yazın o kavrulmuş sıcağında arabamızın içinde direksiyon sallayan meraklı ve heyecanlı bir ruhum vardı. Okula da engelimden dolayı sürekli özel taksi ile gidip geldim. Lise çağlarında artık arabayı kendim kullanabileceğime inanmıştım. Engelli olarak kullanabilmem gerçekten zor bir süreçti. Ancak inanmak bir işi başarmanın yarısıdır derler ya, diğer yarısı da biraz azimli ve meraklı olmaya bakıyor. Eğer insan azimli, meraklı ve inançlı olursa başarısız olacağınız bir hedef yok bana göre. Velhasıl 2003 yılında ehliyetimi aldım ve hemen akabinde de iki sene sonra engellilere sağlanan kolaylıklardan yararlanarak ilk arabamı almak nasip oldu. Şu anda aracımla beraber İstanbul ve Zonguldak arasında iş yoğunluğu çerçevesince mekik dokumaktayım.

Ve sevdiğim işi yapıyorum. Sonuç itibariyle kendimi "bilgisayar" ile keşfettim. Bu konuda kimseden özel ders almadım, eğitim alsaydım daha farklı ve daha iyi olabilirdi. O dönemlerde Açık Öğretim Fakültesi'nde Bilgisayar bölümü olmadığı için bu eğitimi alamadım ancak bu zamana kadar edindiğim bilgi ve deneyim ile eğitim alan kişilere eğitim verdim, bu da azim ve gayretin neticesi olan önemli bir kıstas. Eğer bir insan meraklı, azimli, inançlı ve dürüst ise Allah o kişiye zaten "Yürü ya kulum!" diyor bir şekilde.

Türkiye'de pek çok engelli kardeşimiz var. Birçoğu sizin gibi bir sahada ilerleme ve kendini ifade edebilme imkânı bulamıyor. Bu anlamda onlara neler önerebilirsiniz?

Türkiye'de ortalama 5 milyon engelli bulunuyor. Bu kişilerin tahmin ediyorum 3-4 milyonu evlerinde bir köşeye çekilmiş, özgüvenleri zayıf bir şekilde birilerine muhtaç halde yaşıyorlar. Eminim ki, bu kişilere şans verilse aralarından pek çok cevherler çıkacaktır. Türkiye'de gerekli adımlar atılarak bunun gerçekleşmesi için seferber olunması gerekiyor. Evleri tarayıp engelliler ile konuşup neleri sevdikleri ya da nelere merakları oldukları tespit edilip ona göre imkânlar hazırlanabilmeli diye düşünüyorum. Şayet böyle bir durum söz konusu olursa ben de elimden gelen her desteği vermeye hazırım. Hatta bu konuda Facebook'ta "Engel Sizsiniz" adında bir sayfa açmıştım. İsteyen arkadaşlar buraya katılabilirler.

http://www.facebook.com/engelsizlersiniz

Ben şuna inanıyorum. Allah her insana bir meziyet vermiştir ve çoğu zaman bunu gizli tutmuştur. Bize düşen içimizde bizimle konuşan o ruhu yakalamak, açığa çıkmasını sağlamaktır. Bunu başarmanın tek sırrı ise yine kendinizdedir, yani en büyük engel kendimiziz. Örneğin neleri seversiniz, neye merakınız var? Bu soruları önce kendinize sorup cevabını verdikten sonra üstüne giderek bıkmadan usanmadan o işte uzman olana kadar ısrarla ilerlemek lazım. Bir şeyi kırk kez tekrarlayınca olurmuş derler. Kırk değil, biz seksen ya da yüz yapalım, daha sağlam olsun. Şu hayatta sevdiğiniz şeyi meslek haline getirmek kadar güzel bir tercih yok bana göre. Bu şekilde olduğunda kazandığınız para da size hediye olarak verilmiş gibi oluyor. "Akşam olsa da mesaim bitse!" yerine "Çalışırken eğleniyorum, mutlu oluyorum!" cümlesi kulağa daha hoş geliyor.

Boş vakitlerinizde neler yaparsınız bir bilişimci olarak? Sürekli bilgisayar ile uğraşmıyorsunuzdur herhalde…

Tabii ki insan arada nefes almalı sürekli bilgisayar ile uğraştığınızda yaptığınız işten de nefret eder hale geliyorsunuz. Ben fotoğrafçılık ile uğraşıyorum. Bir zamanlar dijital fotoğrafçı dükkanım bile vardı. Çok insanın vesikalık, düğün fotoğraflarını çekip Photoshop ile basılabilecek hale getirip sundum. Zevkli bir iş ancak bir o kadarda yorucuydu benim için, aklımın bir köşesinde de hep “yazılımcı olmak” yattığı için o mesleği geride bıraktım ve şimdilerde ise sadece hobi olarak uğraşıyorum. Ek olarak ise Photoshop'ta manipülasyonlar yapmaktayım. Çekimlerimi ve çalışmalarımı Facebook sayfamda arkadaşlarımla paylaşıyorum zaten, beğeniler geldikçe mutlu oluyor insan…

Bundan sonraki süreçte ne gibi düşünceleriniz var? Neler planlıyorsunuz?

Hayatımda bundan sonraki hedeflerim arasında, amacım her daim bilgi edinmek, kendini geliştirmeyi sürdürmek olduğu için ‘çok gezen çok bilir' mucibince yurtdışına seyahate çıkmak var. İnşallah günün birinde Hac ibadetimi de yapmayı ümit ediyorum. Tabii bekâr olduğumu da düşünürsem sanırım "evlenmek" gibi de bir hedefim önceliklerim arasında bulunmakta ve bu konuda arayışım devam etmekte. :)

Evlilik demişken, nasıl bir evlilik planlıyorsunuz? Evleneceğiniz kişi nasıl olmalı?

Evlilik kurumu bana göre çok ince bir çizgi. Karşınızdaki kişinin hatalarına katlanmak, en önemlisi sevgi ve saygı gerektiriyor. Aşk evliliği bana mantıksız geliyor. Aşk çünkü farklı bir boyut... Âşıksanız zaten körsünüz demektir. Sevdiğiniz kişi karaktersiz birisi de olsa ona göz yumarsınız. Tabii ki gerçek aşklar da var, fakat evlendikten sonra artık sevgiye dönüşüyor demektir. Çünkü aşkı oluşturan ve dev aynasına dönüştüren şey özlem, ulaşamama ve elde edememe duygusudur. Elde ettiğiniz an şekil değiştirir. İşte bu yüzden aşkın olması ya da olmaması önemli değildir benim için. İki insanın ömür boyu birbiri ile anlaşabilmesi hepsinden daha önemli bir kriter.

Bir yerde okumuştum. Yaşlı amcaya, "Ömrünüz boyunca evlilik ve eşiniz sizin için ne ifade etti?" diye sormuşlar. Amca şu cevabı vermiş: "Evliliğin ilk senelerinde gerçekten eşim, sonra kardeşim, annem, babam ve en sonunda da dostum..." diyerek özetlemiş her şeyi.

Bu bakışta bir evlilik maalesef zamane gençlerine pek nasip olmuyor. Her zaman Allah'tan hayırlısını istediğim gibi, hayırlı değilse de ağrısız başımın ağrımaması için dua ediyorum. Okurlardan da bu konuda dualarını eksik etmemelerini diliyorum.

Bütün bunlara ek olarak bana hayatımın her noktasında daima destek ve başarılarımda pay sahibi olan aileme de ayrıca teşekkür ediyorum.

İnşallah Mevlâ gönlünüze göre verir. Okurlarımızla biz de size bu konuda dua edeceğiz inşallah. Ve çok teşekkür ediyoruz bu güzel söyleşi için. Gerçekten sıcak ve samimi bir sohbet oldu. Umarız okurlarımız da beğenmişlerdir.

Ben teşekkür ederim. Size, bütün Haber7 ekibine, okurlarına selam ve sevgiler…

Peki son olarak okurlarımızın size ulaşabilecekleri iletişim bilgileriniz nelerdir?

http://facebook.com/atekin67
https://twitter.com/dr_weaver
E-Posta: atekin@tebilisim.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.