II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan havzamızın jeopolitiği SSCB’nin dağılması, Berlin Duvarı’nın yıkılışı ile büyük sarsıntılar geçirdi. Bunun sonucu olarak Balkanlar’da haritalar değişti.

19. yüzyılın sonlarına doğru “Büyük Arnavutluk” hülyaları ve vaatleriyle başlayan Osmanlı’dan kopmalar yüzyıl boyunca Balkanlar’da çok ağır tahribatlara yol açmış bu yüzden Birinci Dünya Savaşı bu coğrafyaya kan ve gözyaşı dışında bir şey kazandırmamıştı. İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında ise oluşan NATO-VARŞOVA PAKTI soğuk savaş dönemi işgal ve katliamlarından dolayı 20. yüzyılda da Balkanlar’a rahat vermedi.

SSCB’nin dağılması ile birlikte “boşa düşen” ülkelerden başta Macaristan, Yugoslavya, Arnavutluk olmak üzere bölge ülkeleri toprak bütünlüklerini muhafaza edemediler. İşin daha acı tarafı Balkanlar 20. yüzyılı yüzbinlerce insanını kaybederek bitirdi.

Bugün de Balkanların yaşadığının benzeri güneyimizde de yaşanmakta. Suriye, Irak, Türkiye ve İran ile birlikte Suudi Arabistan, Mısır, Yemen ve buna bağlı olarak Körfez emirliklerinin de haritalarında değişiklik isteyen güçler (ABD ve Avrupa’daki destekçileri) boş durmuyor. El Kaide de, DEAŞ de bu harita değişikliği için ABD ve Avrupa’daki ortaklarının kurdukları örgütlerdir.

Kurdukları terör örgütleri üzerinden ülkelere operasyon çeken ve Amerika’nın başını çektiği Atlantikçi dünyada zalimler daha çok zalim olunca mazlumlar daha çok zulüm görmeye başladı. Dini, mezhebi ve etnik çeşitliliğin bol olduğu Ortadoğu coğrafyasında zalimler bu farklılıkları çatışma, ayrışma, bölünme vesilesi gördüler. Kendisi tamamen toplama halklardan oluşan ABD bu coğrafyaya asırlardır barış içinde yaşayan farklılıkları çok görüyor.

Büyük Kürdistan diye yem atan küresel/ci aktörler Kürtlerden karşılık bulmayınca hem Kürtleri hem de yaşadıkları devletleri cezalandırma yolunu seçti. Küreselciler kimi zaman bizzat kendisi, bazen de destek verdiği örgütlerle Kürtleri cezalandırdı. PKK’nın en son hendek kazıp içine bombalar doldurmak suretiyle Kürt mahallelerinde, sokaklarında patlatması Kürtleri cezalandırmanın bir başka yolu değil miydi?

Şimdi de Kürtler üzerinden Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi ilgilendiren gelişmeler yaşanmakta. Irak Bölgesel Kürt yönetimi tarafından “Bağımsızlık Referandumu” bu gelişmenin en kritik eşiğidir. Saydığım devletlerin yanı sıra pek çok devlet de bu referandumun en azında zamanlamasının doğru olmadığı görüşünde. Ancak Mesut Barzani’nin “kararımızdan dönmeyeceğiz” çıkışı önümüzdeki günlerde bölgede beklenmedik hareketliliğe yol açabilir.

Perşembe günü Erbil’e giden ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve BM temsilcilerinin bulunduğu heyet IKBY Başkanı Mesut Barzani ile görüştü. Bu görüşmede Barzani’ye referandumun ertelenmesi için alternatif bir teklif sunuldu. Yapılan açıklamada erteleme önerisi Barzani tarafından kabul edilmedi. Bunun üzerine Irak merkezi hükümeti Kerkük Valisi’ni görevden aldı, bu olaydan hemen sonra Talabani’ye bağlı peşmergeler Süleymaniye’den Kerkük’e doğru yola çıktığı haberleri ajanslara bomba gibi düştü.

Son 24 saatteki gelişmelere baktığımızda Irak’taki durumun ciddiyeti, planın büyüklüğü, oyuncuların oyun kuruculuğu net bir şekilde görülüyor. Şöyle ki;

Türkiye IKYB’nin bağımsızlık referandumundan rahatsız olduğunu saklamıyor. Bunu ABD ile paylaşan Türk yetkililerine Amerikalıların verdiği cevap oldukça manidar: “Siz komşusunuz, kendiniz halledin…”

Evet, kaos amaçlı oyunlarında “Türkiye karışmasın” diyen Amerika, söz konusu Kürtlerle sürtüşme olunca Türkiye’yi cendereye sokmaya çalışıyor.

IKYB’yi zor günler bekliyor, bu durumda İsrail dışında hiçbir ülkenin açıktan destek vermediği bağımsızlık referandumunun yapılamaması sürpriz sayılmaz. Türkiye’nin, “sessiz kalmayacağız, güç kullanmaktan çekinmeyeceğiz” demesi Erbil’de nasıl anlaşılıyor bilmiyorum, lakin durum son derece gergin ve bu gerginlik daha da artmaya doğru yol alıyor.

IKYB Başkanı Sayın Mesut Barzani feraset sahibidir, süreci dostlukları kaybederek sürdürmesinin doğru olmayacağını biliyor. Ama bir şey daha biliyor Barzani, bu referandum bu saatten sonra yapılmaz ise o koltukta oturması daha da zorlaşacaktır. Çünkü başta Talabani olmak üzere referanduma karşı olan İran yanlısı Kürt gruplar ve PKK Mesut Barzani’yi referandum başarısızlığı ile zorda bırakacaklar.

O zaman Mesut Barzani başta Türkiye olmak üzere diğer aktörlerle bu süreci “olabilirlik noktasına” taşıması lazım. Çünkü tartışmalı yönetimine rağmen Kerkük’ün referanduma dâhil edilmesi bile yangına benzin dökmektir.

Türkiye de Mesut Barzani’nin içinde bulunduğu durumu görüp onun zarar görmemesi için farklı taktik manevralar denemeli. Zira ondan rahatsız olanlar aynı zamanda Türkiye’den de rahatsızdırlar.

İki tarafın zararını iki taraf el ele vererek engelleyebilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.