Son yüzyılda bu coğrafya pek çok kez zulümlere, ihanetlere şahitlik etmiştir. İngilizlerle Fransızların sömürge siyaseti sonrası ABD’nin işgal ve hegemonyası bölge insanının kişiliğini törpüleyerek coğrafyamızda basit çıkarlarını ulvi hedeflere tercih eden kitlelerin türemesine yol açmıştır. Bölge insanının aidiyet duygusunu törpüleyen ABD yarım asrı aşkın süredir bölgemizde istediği gibi at koşturdu.

Batılı güçlerin adalet ve uluslararası hukuku hiçe saymaları bir yana, bölge insanının yüz yıldır aynı oyunlara yenilmesinin izahı zordur. Yoktur demiyorum, lakin izah da edemiyorum, çünkü buna duygularım mani oluyor.

Uluslararası ilişkilerden haberdar olan bir yönetim jeopolitik ve jeostratejik hamlelerini milimle ölçmek zorunda olduklarını bilir. İhmal ettikleri gücün ya da güçlerin kendilerine sorun çıkarabileceğini, destek sözü aldığı güçlerin-devletlerin kendilerini yüzüstü bırakabileceğini, bu durumda hangi stratejik hamle ile zor durumdan sıyrılabileceğini hesaplamayı ihmal etmez.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi 25 Eylül referandumu sonrası çok zor günler geçiriyor. Bunun sonunda bölge halk(lar)ına ne fatura çıkar göreceğiz, lakin herkesten önce Mesut Barzani’nin bu faturayı ödemeye yakın olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü İsrail’in desteğini ve belki de İsrail’in başkaları adına verdiği vaatlerini yeterli gördü Sayın Barzani. Diğer bir husus, son günlerde yaşadıklarımıza baktığımızda Barzani yönetimi İran’ın kendisine zorluk çıkarmayacağını düşünmüş. Daha doğrusu, IKBY’nin referandum konusunda İran ile anlaştığını, İran’ın Türkiye’yi oyuna getireceğini ve İran’ın bu anlaşmaya bağlı kalacağını hesaba katarak adım attığını öğreniyoruz.

Barzani İran’a güvenmenin acısını yaşıyor, ama biz de IKBY ile ilgili son gelişmeler konusunda aynı İran’a güven duyuyoruz gibime geliyor. Tamam, İran IKBY’ye yaptığını Türkiye’ye yapacak güce sahip değil. Ancak ben güçten farklı bir şeyde söz ediyorum.

İran tarihi boyunca hile-hurdayı esas alan, habbeyi kubbe, kubbeyi habbe yapmayı en iyi bilen geleneğin temsilcisidir. Habbe dedim de aklıma gelen hikâyeyi, -siz buna fıkra da diyebilirisiniz- anlatayım:

İstanbul’da Cafer Meşhedi (ya da Meşhedi Cafer) adında İranlı bir tüccar varmış. Dükkânı İstanbul’un en merkezi iş hanındaymış Meşhedi’nin. Bir gün komşusu Kirkor Efendi Meşhedi’yi yemeğe davet etmiş. Kirkor Efendi ilk olarak büyük bir tepsi üzerindeki hindiyi getirip Meşhedi’nin önüne koyar, Meşhedi, “Kirkor bu kuş da neyin nesi?” der. Kirkor efendi, “bu hindi” diye cevap verince Meşhedi, “İran’ın serçeleri bile bundan daha büyük.” der. Kirkor bozulur, ama misafire saygısızlık olmasın diye gidip büyük levreği getirir. Meşhedi levreği görür görmez, “Bu ne? Urumiye’nin hamsileri bile daha büyük” der. Kirkor efendi bozulsa da ikrama devam eder, gidip mutfaktan nar gibi kızarmış büyük bir kaz alıp gelir. Meşhedi kaza bakıp, “Bizim Tebriz’in tavukları bundan daha büyük” der. Kirkor ya sabır çekerek mutfaktan 56 kiloluk Diyarbekir karpuzunu alıp odaya girer. Meşhedi bir karpuza, bir Kirkor’a bakar, dudak bükerek, “Bu Tahran’ın erikleri gibi şey de ne?” diye sorar. Kirkor’un sabrı taşmıştır, mutfağa gidip kocaman bir fare getirip Meşhedi’nin kucağına bırakır. Meşhedi korkuyla fırlar, “Bu kocaman hayvan da ne?” deyince, Kirkor kapağı yapıştırır, “U.lan … oğlu, ömründe hiç Tahran biti görmedin mi?”*

Fıkra bu, İran diplomasisini yansıtmasa da “İran aklı”nı iyi resmediyor. Tabi ki İran ile ilişkilerimiz komşuluk ve dostluktan öte aynı dine inanan iki milletin yakınlaşmasını da içermeli, ama İran ile zor olduğunu biliyoruz.

*Fıkrayı daha önce bir dostumdan duymuştum ve duyduğum şekliyle anlatmaya çalıştım. Ancak, bu ve “güneş yüzü görmemiş” daha pek çok siyasi içerikli fıkrayı, yaşanmış hikâyeyi Prof. Deniz Bölükbaşı’nın Politikomik kitabında bulabilirsiniz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.